MAARİF DAVAMIZ

                                                                              Ahmet DAĞ(Felsefe Öğretmeni)

Sorbonne Üniversitesinde doktora yapan ilk Türk öğrenci olan Nurettin Topçu Felsefe doktorasını birincilikle tamamlaması üzerine bir isteğinin olup olmadığı kendisine sorulmuş ve  ”Bir Türk Bayrağı getiriniz ve İstiklal Marşımızı bu salonda söyletiniz.” İsteği üniversite yönetimi tarafından yerine getirilmiştir.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesine takdim ettiği “Sezgiciliğin Değeri“ adlı tezi ile doçent olan Topçu’ya üniversitede ders vermesine izin verilmemiştir. Haydarpaşa, Vefa, İstanbul İmam Hatip, Galatasaray, İstanbul Erkek ve Robert Koleji gibi döneminin seçkin liselerinde dersler vermiştir. Eğitimin içinde bulunduğu durumu ve neler yapılabileceğini Sorbonne’de Felsefe doktorasını yapan “düşünürün kuduz köpek gibi kovalandığı” ülkemde akademik kürsünün verilmediği, birçok Profesörün karesinden fazla olan Nurettin Topçu’nun “Türkiye’nin Maarif Davası*” adlı kitabından hareketle çözümlemeye ve ortaya koymaya çalışacağım.

Nurettin Topçu, dönemindeki lise tahsilindeki hazin durumu şu cümlelerle ifade ediyor: “Liselerin bugünkü hali, yüksek öğretime kabiliyetli elamanlar hazırlayıcı değildir.” 1943 yılında aralıklı yazmış olduğu makalelerinde bu acı durumu dile getiriyor. Bu makalelerin yayım tarihinden yaklaşık yetmiş yıl geçmiş olmasına rağmen eğitim sistemindeki arızi sorunlar ortadan kaldırılamadı.   

“Millet ruhunu yapan maariftir. Maarifin düşmesi millet ruhunu yerlere serer. Maarife değer vermeyiş, millet ruhunun yıkılışını hazırlar. Maarif hangi yönde yürürse millet ruhu da onun arkasından gider. Şu halde millet maarif demektir.” diyen Topçu bu eserinde dönemindeki ortaokulun işlevini yitirdiğini liseye dâhil edilmesini savunduktan sonra lisenin ilk üç senesinde genel bilgi verildikten sonra son üç senesinin ilk iki yılında fen ve kültür kollarına, son yılda ise fen kolunun matematik ve tabiye bilimlerine kültür kolunun ise felsefe ve lisan bölümlerine ayrılması önerisinde bulunur. Son yılı hususen felsefeye ait bir dönem olarak gören Topçu’nun bu görüşüne karşılık, günümüzde 10 günde okunacak bir felsefe kitabı işkence gibi ezberletilip 1 yıl boyunca okutulmaktadır. Gerek öğrencinin anlama, yorumlama ve tahlil kabiliyetinin gelişmemesinden dolayı felsefe okullarda en itici, çekilmez, gereksiz ve sıkıcı bir ders haline gelmiştir.

Formüller ezberletilerek öğretilen matematik harap edilen ve ezilen bireyin zihni için adete bir tahammül testidir. Ona göre Matematik zihnin analitik düşünebilme yeteneğinin artması için çözümleme ve indirgeme metotları ile verilmesi gerekir. Topçu, zihinleri taşlaştırmak için taşların isminin ya da formüllerin ezberletilen Fen derslerinde ise deney ve gözlemin, sınıflama yönteminin olması gerektiğini, Edebiyat derslerinde -hala devam eden- yazarın bir metinin okunması yerine yazarın kitaplarının çoğunun okunmasını önerir. O günkü şartlarda vak’a ve kronoloji ezberciliği, masalcılıkla efsanecilik zihniyetini besleyen bir öğretim metodu olarak gördüğü –bugünde böyledir farklı değildir- Tarih öğreniminin ise çözümleyiciliği içeren bir medeniyet tarihçiliği okuması olması gerektiğini savunur. Okutulan tarih, kuvvetlerin, akıtılan kanların ve saltanatların tarihidir. Nurettin Topçu kültür derslerinin akıl yürütme ile olması gerektiği gibi dilin de dil-mantık ilişkisi içinde öğretilmesi ve bu derslerin bu gaye çerçevesinde işlenmesi gerektiğini önerir.

Kanaatimce hala benzeri bir tarih anlatımı günümüzde okullarda devam etmektedir. Tarih ders kitaplarında anlatılan Osmanlı Tarihi ders anlatımlarında ağırlıklı olarak savaşlar anlatıldıktan sonra konuların son kısmına serpiştirilen kültür ve kurumları üzerinde durulur. Bu konular ise önemsiz olarak düşünüldüğü için ya atlanır ya da okunur geçinir. Sonuçta 23 saatini ona buna sataşmakla geçiren, hır çıkaran, sürekli dövüşen ama yalnızca 1 saatini okumaya ya da kültüre ayıran bir adam profilinde Osmanlı anlatılır. Bu adam serseri midir yoksa entelektüel, kültürlü biri midir? sorusunun cevabı da malumdur. Sonrasında ise bir medeniyet inşa eden Osmanlı medeniyetinde “sanat yoktu, mimari yoktu, bilim yoktu” aşağılamaları ve yaygaraları hep bir ağızdan koro halinde seslendirilir.

Tarihine bizim kadar anakronik bir şekilde yaklaşan ve hafife olan yeryüzünde ne kadar millet hafızası vardır acaba? Bilgisiz ve bilimsiz altı yüz yıllık bir medeniyet tarihi paradoksunu aşmaya çalışan ve aşamayan, düşünsel ve ilmi geleneğinin olmadığına inanan ezik zihinler üretiyoruz.

Matematiği soru çözmeye indirgeyen ne için öğrenildiğini bilmeyen ya da ne için öğretildiğini bilmeyen öğrenci-öğretmen gerçeği ile karşı karşıya iken fizik, biyoloji ve kimyada ise ezbere ve soru çözmeye dayalı bir realite söz konusudur. Kültür derslerinde saçma ve anlamsız bir şekilde bir kaç gün okunup genel bilgisine sahip olunabilecek bol bol malumat içeren ders kitaplarını okutma talimi yapılmaktadır. 

Nurettin Topçu’nun maarif anlayışında Lise öğreniminde kültür dersleri çok önemlidir. Çünkü bir ahlak filozofu olan Topçu’ya göre manevi yapısı düzenlenmeyen insanın teknik bilgisi de bir işe yaramaz. Bunlar yararlı olmaktan daha çok bilakis zarar vermektedirler. “Öğrenmek zekânın, yapmak ise ahlakın işidir.” diyen Topçu’nun felsefesinde “ahlak” vazgeçilmez bir değerdir.

 

Ona göre Orta öğretimin gayeleri şunlardır; Medeni adamın düşünen adam olması için ortalama kültür sahibi olması gerekir. Coğrafya bilgisi olmayan bir filozof, matematik bilgisi olmayan sanatkâr düşünülmediği için çok yönlü fertler yetiştirmek lazımdır. Lise öğrencisi her ilimden bir çeşni tatmalıdır. Ruhun bütün melekelerini birbirleriyle düzenli olarak inkişaf ettirmek, zekânın bir ambar olarak kullanılmasından daha çok keskin bir kılıç haline (işlevsellik M.T) gelmesi gerekir.

 Bütün okullarda cinsiyet ayrımının da dikkate alarak eğitim yapılmasını, karma eğitime tercih etmektedir. “Liselerde kız ve erkek eğitiminin ayrılarak, ahlak ve terbiye eğitiminin bu farklılığı dikkate alınarak verilmesi gerekir demektedir.”

Topçu kendi dönemindeki lise ders sayılarının çok olduğundan yakınır ve bu durumun gençleri ‘fikir hamalı’ haline getirdiğini söyler. Derslerin müfredatının azaltılması gerektiği önerisinde bulunur. Günümüzde liselerde 18–19 ders sayısı olduğunu görebilseydi çıldırırdı herhalde. Her şeyin öğretildiği ama çoğu şeyin öğrenilemediği bir sisifos işkencesidir müfredat. Topçu, zekânın boşuna tekrarlar içinde körleştiğini, gencin hoşlanmadığı dersleri vererek onların zihinlerinin felce uğratıldığını ve gençlerin ruhlarının en verimli döneminde zihinsel ve ruhsal olarak öldürüldüğünü iddia eder.

 

* Nurettin Topçu, Türkiye’nin Maarif Davası, Ezel Elverdi-İsmail Kara (Haz.), İstanbul: Dergâh Yayınları, 5. baskı, 2006, ss.187

oges   mebk12tr   egitim   ekayit   eokul4   eokul5